İçeriği Paylaş

Bilindiği üzere yapay zekâ sistemleri veriye dayalı birtakım istatistiksel örüntülerin eşleştirilmesi üzerine kuruludur. Fakat yapay zekânın fiziksel dünyayı anlayan bir forma dönüşebilmesi için daha farklı çalışma disiplinlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaca cevaben ortaya çıkan “Dünya Modeli” (World Model) kavramı, bir yapay zekâ sisteminin etrafındaki gerçekliğin dinamiklerini, fiziksel yasalarını ve uzamsal özelliklerini içselleştiren bir sinir ağı mimarisi olarak tanımlanmaktadır.

Yalnızca metin tabanlı verilerle eğitilen ChatGpt, Gemini, Claude gibi büyük dil modellerinin (LLM) aksine, Dünya Modelleri öngörücü yapıları sayesinde bir yapay zekâ ajanının, gerçek dünyada herhangi bir eylem gerçekleştirmeden önce, kendi simülasyon ortamında gelecekteki olası durumları hayal etmesine, buna göre eylemlerini planlamasına ve gerçekleştireceği eylemin sonrasında ne olacağını tahmin etmesine olanak tanır.

Bu model günlük hayatımızı kolaylaştıran teknolojileri olduğu kadar, devletlerin savunma, harp ve istihbarat ihtiyaçlarına da karşılık verebilecek önemli teknolojilerin önünü açmaktadır. Bu kapsamda önce tarihsel olarak bu modeli tetikleyen düşünceleri ele alacak ve sonrasında da ortaya çıkan dünya modeli teknolojisinin kabiliyetleri üzerinden istihbarat, savunma ve harp dünyasının nasıl şekilleneceğine dair değerlendirmelere yer vereceğiz.

Kavramın Tarihsel Yolculuğu

Mantıksal, matematiksel, fiziksel vb. tüm nesneler ontolojik olarak farklı temellere dayanmaktadır ve bunların temsilleri zihnimizde kavram halinde oluşmadan bizim fiziksel alemi tanımamız mümkün olamamaktadır. Bu nedenle tarih boyunca insan zihninin dış dünyayı nasıl içselleştirdiği konusu epistemolojik (bilgi fesefesi) olarak tartışılmış ve Antik Yunan’da yaklaşık 2400 yıl önce fantasia kavramı üzerinden ele alınmıştır. Felsefi kullanımda fantasia, zihindeki hayal etme, izlenim edinme, hayal gücü yetisini veya bu sürecin kendisini belirtirken; fantasma bu sürecin sonunda zihinde ortaya çıkan imgeleri, yansımaları ve zihinsel düşünce nesnelerini ifade etmektedir.

Platon fantasia‘yı, duyu ile sanının bir karışımı ve nesnenin kendisinden ziyade onun öznel, doğru ya da yanıltıcı olabilecek bir görünüşü olarak muğlak bir çerçevede tanımlar. Ona göre dış nesneler algılandığında, bu algı nesneden soyutlanıp zihinde bir sanı ile birleşerek imgeye (fantasma) dönüşür. Bu yüzden fantasmalar gerçekliğin daha çok soluk ve aldatıcı kopyalarıdır.

Bunun yanında Aristoteles‘in tanım ve ifadeleri çok daha açık ve sistematiktir. Aristoteles Platon’un aksine fantasiayı; duyu algısı, sanı ve akıldan tamamen ayrı tutar ve duyum ile akıl arasında bir köprü gibi duran aracı bir yetidir der. Bu süreçte duyular aracılığıyla dış dünyadan veri alınır ve nesne ortadan kalktığında nesneye dair daha önce algılanan verinin, zihinde imgesel izi (fantasma) meydana gelir. Bu yeti, nesne orada yokken bile onun üzerine düşünebilmemizi, plan yapabilmemizi ve hatırlamamızı sağlar. Platonun aksine fantasia’nın sadece insanlarda değil hayvanlarda da olduğunu belirten Aristoteles, fantasia’nın arzu ile birlikte çalışarak canlıların amaçlı hareket etmesini sağlayan itici bir güç olduğunu belirtir. Aristoteles, “duyumlar her zaman doğrudur, ancak fantasia çoğunlukla yanlıştır” diyerek, hatanın duyumlardan ziyade duyumdan akla giden süreçteki ara form olan fantasia‘nın ürettiği imgelerde oluşabileceğini belirterek epistemoloji (bilgi felsefesi) açısından önemli bir katkı sağlamıştır.

Buradan hareketle antik dönem ve sonrasında orta çağ boyunca da bu kavramlar üzerinden birçok fikir ortaya koyulmuş, İslam felsefesinde de konuya dair önemli firikler ortaya atılmıştır. Fârâbî‘ye göre mütehayyile gücü, duyulur suretleri muhafaza etme ve suretleri birbirleri ile birleştirip ayrıştırarak terkip oluşturur. Mütehayyile aynı zamanda sahip olduğu bir diğer fiil olan taklit işleviyle de soyutlanmış duyulur suretleri kullanarak gerçekte olan ya da olmayan yeni terkipleri oluşturabilir.

İbn Sînâ ise zihinsel süreçleri beyindeki konumlarına ve işlevlerine göre birbirinden ayırmıştır. Duyular yoluyla algılanan dış dünyadaki nesnelerin suretleri algı alanından çıksa bile korunmasını sağlayan arşiv yetisine hayal ve musavvira denir. Bu suretleri birleştirip ayrıştırarak farklı tahliller ortaya koyan aktif kuvve ise; aklın emrinde olduğunda müfekkire, içgüdüsel olan vehmin kontrolünde olduğunda ise mütehayyile olarak adlandırılmaktadır. İbn Sînâ‘nın farklı olarak ortaya koyduğu vehim yetisi, nesnelerin şefkat, düşmanlık, tehlike gibi duyumsanamayan veya acı, tatlı gibi duyumsanabilen fakat yargı esnasında duyularla algılanmayan tikel manaları sezmemize imkan tanıyarak zihinsel süreci derinleştirir. Hayvanlarda akıl olmaması nedeniyle eylemlerin merkezinde vehim gücü yer alırken; insanda bu güce akıl ve mütehayyile eşlik eder. Bu zihinsel iş birliği, insanın deneyimlerini bilgiye dönüştürmesini sağlar.

Daha sonra aydınlanma çağının önemli filozoflarından biri olan Immanuel Kant ise konu ile ilgili olarak, anlama yetisinin saf kavramları (kategoriler) ile duyarlılığın sağladığı empirik görüler (algılar/tezahürler) arasında nasıl bir bağlantı kurulacağını açıklayan bir mekanizma olan şematizm teorisini türetmiştir. Bu teoriye göre şema saf hayal gücü tarafından üretilen ve kavramlarla ilişki içerisinde çalışarak, uygun imgeyi yaratmayı sağlayan genel bir sentez sürecidir. Örneğin “Köpek” kavramının şeması da zihnimizdeki sadece belirli bir cins köpeğin resmi değildir, herhangi bir köpek türü sınırlanmaksızın “dört ayaklı bir hayvan” figürünü genel olarak oluşturmamızı sağlayan kuraldır.

Tarih boyunca bu kavramlar üzerinden sanat, ruh, vahiy ve tanrısal hakikatler gibi konular da enine boyuna tartışılmış ve farklı fikirler ortaya atılmıştır. Fakat tüm bu farklılıklara rağmen ortak olarak üzerinde durulan konu, duyum yolu ile dışsal nesnelerden edinilen verilerin kullanımıyla zihinde oluşturulan modellerin, bilgiye erişim ve eyleme geçme konularındaki etkisi olmuştur.

Scott McCloud, Understanding Comics, 2012

Öyle ki 1943 yılına gelindiğinde modelleme konusunu biraz daha belirginleştirmek üzere İskoç psikolog Kenneth Craik tarafından Zihinsel Model adında bir kavram ortaya atılmıştır. Craick, insan zihninin; dış gerçekliği açıklamak, olayları tahmin etmek ve davranışlarını yönlendirmek için çevresinin küçük ölçekli bir modelini taşıdığını öne sürmüştür. Craik’in Zihinsel Model adını verdiği tanıma göre bilişin temel özelliği, sinirsel ve hesaplama mekanizmalarının dış olayları paralel olarak modelleme yeteneğidir. Bu yaklaşım, zekayı yalnızca bir girdi-çıktı mekanizması olmaktan ziyade bir simülasyon süreci olarak konumlandırmaktadır.

Craik’in ortaya attığı bu düşünce yapısı, devam eden yıllarda sistem dinamiği, sibernetik ve yapay zekâ alanlarında yeni bakış açılarını tetiklemiştir. 1956 yılında ABD’deki Dartmouth Konferansı’nda John McCarthy tarafından ortaya atılan yapay zekâ kavramının dünyayı anlama çabası, yıllar içerisinde işlem güçlerinin artması ve 2010’lu yıllarda derin öğrenme teknolojilerinin yükselişiyle birlikte daha farklı bir yöne evrilmiştir. Nihayet 2018 yılında David Ha ve Jurgen Schmidhuber adında iki mühendisin “World Models” makalesiyle başlayan süreç, sistemlerin çevrelerini adeta hayallerinde simüle ederek gerçek dünyada risk almadan öğrenmelerinin önünü açmıştır. Yani bir yapay zeka ajanının kendi hayal dünyasında eğitilebileceğini ve bu içsel simülasyon ortamında edinilen bilgi ve becerilerin başarıyla gerçek dünyada uygulanabileceği kanıtlanmıştır.

Tüm bu tarihsel sürecin önayak olduğu zihinsel ve teknolojik gelişim, yapay zekânın sadece geçmişte edindiği verileri analiz eden bir araçtan ziyade, geleceğe dair karar alabilmek üzere proaktif düşünebilen bir aktöre dönüşmekte olduğunu göstermektedir.

Dünya Modellerinin Çalışma Mekanizması

Genellikle üç ana modülün iş birliğiyle çalışıan bu model, insandaki algılama, hatırlama ve karar verme süreçlerini taklit eder nitelikte bir yapıda tasarlanmıştır.

  1. Görü Modülü (Vision – V): Kamera, sensör, mikrofon, radar, lidar vs yoluyla dış dünyadan aldığı ham duyusal veriyi, gereksiz detayları da temizleyerek düşük boyutlu bir temsile dönüştürür. Amacı sadece kararı etkileyecek bir özü yakalamaktır.
  2. Bellek Modülü (Memory – M): Geçmiş deneyimler ve mevcut eylemleri kullanarak bir sonraki durumu tahmin eder. Bu, yapay zekanın geleceği hayal etme yani Hayal Gücü kapasitesidir.
  3. Kontrolör (Controller – C): Sistemin karar merkezidir. V ve M modüllerinden gelen bilgileri kullanarak zıplamak, frene basmak, eğilmek gibi hangi eylemin en yüksek ödülü getireceğine karar verir. Yani hayal edilen simülasyon dahilinde optimum eylem dizisini seçer.

Dünya Modelleri Çalışma Mekanizması Şablonu

Büyük dil modelleri (LLM), devasa metinlerden oluşan veri tabanları kanalıyla bir sonraki en uygun kelimeyi tahmin etmek üzerine kurulu istatistiksel bir sistemken, dünya modelleri bir eylem gerçekleştiğinde mevcut durumun nasıl değişeceğini öğrenmek ve tahmin etmek üzere tasarlanmıştır. Bu model sayesinde ev aletlerinden tutun da, üretim robotlarına kadar, hem askeri hem de sivil alanlar olmak üzere birçok farklı alana yönelik, dünyayı tanıyan sistemlerin geliştirilmesi sağlanabilmektedir. Özellikle de, geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde hızla gelişen “yapay zeka ajanlarının” (agentic ai), programlandıktan sonra sürekli yönlendirmeye ihtiyaç duymadan, dış uygulamalarla otomatik etkileşime girerek kendisine tanımlanan görevleri otonom olarak yerine getirebilmesi ve adeta bir takım olarak çalışabiliyor olması, dünya modeli konusunda beklentileri ileri seviyeye taşımıştır.

Dünya modelleri, yapay zekâyı kelimelerin kısıtlı evreninden çıkarıp, nesnelerin, kuvvetlerin ve zamanın evrenine taşımayı hedefler.

Harp ve İstihbarat Açısından Önemi

Modern savaş ortamlarının kaotik ve belirsiz yapısı, sadece veriye tepki vermekten ziyade çevresini anlayan ve öngörü ortaya koyabilen sistemleri zorunlu kılmakta ve insansız otonom sistemlerin yeteneklerini önemli ölçüde dönüştürmektedir.

Zamansal olarak uzakta yer alan hedeflere ulaşmak için onlarca hatta belki yüzlerce adım ötesine yönelik stratejiler geliştirmek gerekir. Dünya modelleri, hayali olarak zamanı ileri sarıp birçok farklı eylemin sonuçlarını kısa bir sürede simüle edebilme imkanı sağlar. İşte bu yetenek, sistemin sadece o anki duruma tepki vermesini değil, geleceğe yönelik proaktif eylemlerin şekillenmesini sağlar.

Bu kapsamda harp teknikleri ve istihbarat kavramları açısından, dünya modeli ile sağlanabilecek avantajlara yönelik birkaç örneğe değinmek gerekirse:

  • Dinamik Rota Güncellemesi: İnsansız hava/kara araçları hareketli hedeflerin ne zaman nerede olabileceğini dahili simülatörüyle öngörerek rotasını dinamik olarak güncelleyebilir.
  • Zayıf Nokta Analizi: Düşmana ait askeri platformlarının yapısal modellerini çıkararak en kırılgan noktalarının hedef alınması sağlanabilir.
  • Askeri Operasyon Simülasyonu: Olası bir askeri operasyonda kara/hava/deniz güçlerinin ilgili operasyon bölgesine yönelik taktik ve stratejilerinin belirlenmesinde; bölge ile ilgili güncel gelişmeler, diplomasi geçmişi, stratejik alanlar, tarafların askeri imkanları, müttefik ülkelerle yapılabilecek olası iş birlikleri gibi birçok veri üzerinden sağlanabilecek simülasyon sayesinde ilgili operasyon gerçekleşirse neler olur durumu ortaya konularak, strateji ve taktik haritası oluşturulmasında önemli bir asistan sağlanabilir. Ayrıca bu simülasyonlar üzerinden olası senaryolara yönelik askeri tatbikatlara destek sağlanabilir.
  • Coğrafi İstihbarat ve Anomali Tespiti: Bir bölgede her şeyin normal olduğu dönemlerdeki trafik akışı, askeri hareketlilik, lojistik hatları gibi önemli veriler örnek olarak modellenir. Sonrasında bu örnek modelden sapmalar, olağan dışı durumlar tespit edilmesi halinde sistem analistleri uyarır.
  • Şahıs Durumsal Tespiti: Takibe alınan bir şahsın sosyal medya paylaşımları, beğenileri, yorumları, gene kullandığı güzergahlar, görüştüğü kişiler, gittiği yerler gibi hayatına dair tüm alışkanlıkları, rutinleri üzerinden edinilen veriler üzerinden şahsa ait yapılabilecek bir modelleme ile, belirli bir olay karşısında kişinin vereceği kararlar ve eylemleri ile ilgili erken tespitler yapılabilir.
  • Gelecek Öngörülü Siber Tehdit Modellemeleri: Gelecekteki olası bir kriz durumuna yönelik şimdiden tedbirler alınması için örneğin; “2035 yılında bir siber saldırı sonucu xxx veri merkezleri çökerse ne olur?” gibi örnek sorunlar dünya modelinde simule edilebilir. Sonrasında örnek kriz durumunda mevcut savunma mimarisindeki önemli boşluklar tespit edilebilir.
  • Nadir Olaylar Analizi: Nadir bir hastalığın ilerleme dinamiklerini öğrenen ya da gerçek hayatta test edilemeyecek (bir nükleer santralin sızıntı ihtimali gibi) olaylar için tüm olası felaket senaryolarını simule etme ve önleme imkanı sunabilir.
  • Kritik Durum Analizi: Gıda güvenliği, su kıtlığı ve askeri çatışmalar gibi binlerce değişkeni birbirine bağlayarak ve modelleyerek, olası krizleri tahmin etme kapasitesi sunabilir. ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı, bir kurum olan DARPA, “World Modelers” programı üzerinden bu konuya çalışmaktadır.

Bunlar ve benzeri konular dahilinde dünya modeli teknolojisinin sağladığı öğrenme modeli üzerinden hali hazırda eğitilen ve askeri operasyonlarda kullanıldığı iddia edilen birçok sistemin olduğu görülmektedir ve gelecekte daha da gerçekçi modelleme kapasitelerine erişileceği değerlendirilmektedir. Fakat her şeye rağmen insanın içsel dünya modeli çok güçlüdür ve ileriye yönelik iş planlarımızı yapmak, önceliklerimizi belirlemek, kararlarımızda anlık değişiklikler yapmak bize çok kolay gelir. Makinelerde bu içsel modeli birebir kopyalamanın ne kadar zor olacağını da hafife almamak gerekmektedir.

Nelere Dikkat Edilmeli?

  1. Doğru Analiz, Doğru Bilgi
    Klasik istihbarat çarkını oluşturan; ihtiyaçların belirlenmesi ve yönlendirilmesi, haberin toplanması, haberin işlenmesi ve değerlendirilmesi, istihbaratın yayımı ve kullanılması süreçleri günümüzde geçerliliğini korumaktadır. Fakat küreselleşme ve teknolojik gelişmelerle beraber belirsizlikleri ve sürprizleri en aza indirgemek ve anlamlı varsayımlar ile güçlü tahminlerde bulunmak için senaryolar üretmek amacıyla “Değerlendirme” süreci sonrası “Analiz” sürecinin eklenmesi ile modern istihbarat çarkı terimi ortaya çıkmıştır. Bu temel döngünün farklı istihbarat şekillerine göre kapsamı değişebilir, ama önemli olan günümüzdeki teknolojik gelişmeler eşliğinde, her bir süreçte kullanılan enstrüman ve yöntemlerdeki hızlı değişimlere adaptasyon ve Analiz sürecinin titizlikle ilerletilmesidir.

    Modern İstihbarat Döngüsü Şablonu (Kaynak: www.mit.gov.tr)

  2. Dünyamızın Kapısını Aralayan Dijital İzler
    Artık günümüz dünyasında dijital izlerimiz her yerde ve her hareketimiz bir veri olarak kullanılabiliyor. Hatta her bir kişinin verisi sadece kendisi için değil etrafındaki başkaları için de önemli istihbarat verisi olabiliyor. Bu şu demek oluyor; günümüzde İstihbarata Karşı Koyma anlamında farkındalığımızın çok yüksek olması, hiç bir kimsenin “benim bilgimi ne yapsınlar” gibi yanılgılara asla kapılmaması ve teknolojiyi olabildiğince bilinçli bir şekilde kullanması önem arz ediyor.Dünyayı tanıyan bir sistemin bağ kurma yeteneği de haliyle kuvvetlenmektedir ve kurulan bu bağlarla tahmin yeteneği de o kadar artmaktadır. Yani Dünya modelinin kişilerin, kurumların, kuruluşların ve hatta ülkelerin dünyalarına girebilme ve gezinebilme kapasitesinde bir güç olduğu unutulmamalıdır. Yani paranoyadan uzak ama bir o kadar da bilinçli olmak durumundayız.
  3. Bilimsel / Fiziksel Gerçeklik Algısı
    Dünya modelleri her ne kadar geleceği hayalleri üzerinden öğrenme imkanı sunuyor olsa da, bu hayaller üzerinden gelinen sonuçların gerçeklikten kopmaması, insani ve bilimsel değerlerle örtüşmesi önem arz etmektedir. Ayrıca gerçeğe yakın modellemelere ulaşılabilse de neticede son karar ve eyleme geçme yetkisi koşulsuz bir şekilde sistemin yetkisine bırakılmamalıdır.Sistemin ürettiği sonuçlara ilk süreçte fiziksel gerçekliği destekleyen “Mutlak Bilimsel Gerçeklik” olarak değil, sunulan gerçeklik algısına rağmen kurgu senaryolar üzerinden ortaya atılan “Teoriler”, “Tahminler” olarak bakılmalıdır. Sonrasında bu tahmin ve teorilerin gerçekliği ne kadar yansıttığı ise yine bilimsel yöntemler ve akıl üzerinden değerlendirilmelidir.
  4. Sadece Geleceğin Değil, Geçmişin Simülasyonu da Mümkün
    Söz konusu sistem bugünün ve geçmişin bilgileriyle geleceğin tahmini üzerine çalışabiliyorken, aynı zamanda bugünün, geçmişin ve geleceğin tahmini verilerini biraraya getirerek, geçmişi simüle edebilir ve geçmişte olduğunu, yaşandığını düşündüğümüz tarihsel olayların ya da varoluşsal inançlarımızın doğrulanmasına ya da yanlışlanmasına yönelik çıktılar üretebilir.Peki bu nelere sebep olabilir? Bu durum yine akıl ve bilim dışı bakış açısından uzakta değerlendirmeler yapılması halinde; Din, Ruh, Tanrı inançları gibi sezgi ve akıl gücünün birlikteliği ile bir karara varabildiğimiz konular ile ilgili tahminler ortaya atarak, kitlelere tek tip bir inanç sisteminin dayatılmasına, ya da tarihsel mevzuların yanlı olarak yeniden simüle edilmesi neticesinde oluşabilecek algısal tahribatlara yönlendirmelere yol açabilecektir.
  5. Psikolojik Harp Etkisi
    İnsanlık olarak fiziksel alemi tanıyabilmek için, ontolojik olarak farklı temellere dayanan mantıksal, matematiksel, fiziksel vb. nesnelerin temsillerinin zihnimizde kavram halinde oluşmasına ihtiyaç duyarız. Farklı ontolojik kökene sahip nesne kategorilerinin (farklı gök cisimleri ile inandığımız farklı melekler gibi) temsillerinin oluşturduğu farklı kümeler, zihnimizde birbirlerinden bağımsızdır ve kendi içlerinde de dinamik bir yapıya sahiptirler.Her biri birer zihinsel nesne olan bu temsillere sahip çıkan Akıl bunlar arasında dinamik karşılıklar ve bağıntılar oluşturmaktadır. Söz konusu bağıntılar neticesinde Hayal Gücü, yaratıcı vasfıyla yepyeni ve başka zihinsel nesneler de üretebilmektedir. Sezgi ise hayal gücünü belirli bir üretime yönlendiren farklı bir yetenektir.Burada önemli olan, zihnimizde oluşan bu yepyeni zihinsel nesnelere objektif bir şekilde açıklanabilirlik kazandırmanın mümkün olup olmadığı ve sonrasında eğer kazandırılabiliyorsa bu zihinsel nesnelerin Fiziksel Realitenin bir parçası olup olmadığının sorgulanması ve araştırılmasıdır. Sonuç itibari ile İnsan, Dünya Modeli gibi bir modelleme çıktısı üzerinden ortaya çıkan sonuçları, aynı kendi hayal gücü ve akıl ilişkisinin olması gerektiği şekli ile değerlendirmelidir.

    Yapay zekâ zaten tartışmalı bir yapı iken dünyayı tanıdığını iddia eden bir seviye bu yapıyı daha da tartışmalı bir hale getirmektedir. Hatta yapay zekânın olası halüsinasyonları yani hayalden uydurdukları nedeniyle hatalı bilgiler vermesi konusu tartışılırken, şimdi kendimizi yapay zekânın hayal ederek gerçekliği nasıl algıladığını konuşurken buluyoruz.

    Bu yüzden mesele oldukça karışık ve diğer maddelerde de özellikle belirttiğimiz üzere bu çıktıları ele alış, sorgulayış ve kavrayış biçimlerinde dikkatli olunmaması halinde her türlü psikolojik harbin malzemesi ya da hedefi olmak işten bile değil.

    Buradaki soru şu olmalı; yapay zeka destekli dünya modelleri gibi sistemlerin ileride çok daha güçlü işlemciler tarafından desteklenmesi ve şu an milyar seviyesinde belirtilen parametrelerin trilyon ve daha ileri seviyelere ulaşması halinde, bunca karmaşık yapı ve bilgi yükü arasından çıkacak sonuçlar ve ortaya konacak gerçekçi simülasyonlar karşısında insanoğlu; bu çıktıları özgür iradesi ile sorgulayacak mı, yoksa bu yapı karşısında kendisinin aciz olduğu hissi ile büyülenerek aklını ve iradesini tamamen yapıların sahiplerine mi devredecek?

Son Olarak

Bu teknolojiye yönelik kavramın tarihini ve günümüzde bu teknolojinin evrildiği yönü ortaya koymaya çalıştık. Sonuç olarak karşımıza geçmişle ilgili veriler üzerinden hayal kurarak geleceği tahmin etmeye çalışan bir sistem çıktı. İnsan zihni de bu şekilde çalışır ve hayal kurar. Peki hiç düşündük mü geçmiş ve gelecek ile ilgili hayal kurabiliyorken “An” daki durumumuz ile ilgili hayal kurabilir miyiz? Kuramayız ama Anın farkına varabilir ve onu yaşayabiliriz. İşte esas mevzu burada gibi. Madem insanoğlunun hayal gücü kavramını nasıl geliştirdiğine bakarak bugünün teknolojisini yorumlamaya çalıştık, o zaman An meselesini de bir başka önemli düşünürden örnek vererek kapatalım:

“İnsan vaktinin oğludur; ne geçmiş zamanın ne de gelecek zamanın oğludur. Bununla beraber insan geleceğe niyet edip geçmiş hakkında temennide bulunabilir. Fakat bütün bunlar, şimdiki zamanda yapılır. Şu halde insan, geçmiş ya da gelecek zamanda değil, şimdiki zamandadır.”

(İbnü’l-Arabi, Fütuhat-ı Mekkiyye, 4:327)

Yararlanılan kaynaklar:
  1. Kocakaplan, N. “Platon’dan Plotinos’a Phantasia Kavramının Gelişim ve Dönüşüm Seyri”. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 29/1 (Haziran 2020), 257-276.
  2. Dağtaşoğlu A.E., (2014), Antik Yunan Felsefesi’nde “Fantasia”Nın Epistemolojik Rolü, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:17, s. 265-87
  3. Salman S. (2021), Saf Aklın Eleştirisi’nde Şematizmin Rolü ve Önemi, Beytulhikme Int J Phil, Sayı:4, s.1495-1513 
  4. The Mental Models Global Laboratory, https://www.modeltheory.org/about/what-are-mental-models/#1567088798272-89ff507a-f595 (Erişim:20.03.2026)
  5. Özemre A.Y.,(2005), Fiziksel Realite Meselesine Giriş, Açılım Kitap, İstanbul.
  6. Ha D., Schmidhuber S., (2018), World Model
  7. Milli İsitihbarat Teşkilatı, https://www.mit.gov.tr/sozluk.html#M (Erişim:22.03.2026)
Visited 112 times, 104 visit(s) today
İçeriği Paylaş

Last modified: 01/04/2026

Close